www.kemalzorlak.blogger.ba

"A guy gets on the MTA her in L.A. and dies, think anybody will notice...?"

17.08.2011.

8372...?

"Sırp çocukları hala savaş oyunları oynuyorlar. "Mladiç"in yeni nesilleri geliyor. Tarih tekrarlanıyor ve belli ki Balkanlarda bu tarih hep böyle devam edecek. Mladiç Lahey'de şuanda parmaklıklar ardında, bu bir gerçek! Ama bir başka gerçek, Balkanlarda kötülük tohumları ekildi ve yetişiyor..."

Acı bir 11 Temmuz daha arkada bıraktık. 2. Dünya Savaşından sonra en büyük katliamı olan Srebrenitsa katliamının 16. Yıldönümünde, daha kesinleşmeyen sonuçlara göre toplam 8372 kişiden bu sene kimlikleri tespit edilen, aralarında bir kadın ve 69 çocuk, toplam 613 Bosnalı şehit daha toprakla kavuştu.

613 şehitten en küçüğü Nesib Muhiç, öldürüldüğünde sadece 11 yaşındaydı… 613 şehidin cenazesi ve uğurlamasına yaklaşık 50 bin kişi katıldı. Orada toplanan insanlara baktığınızda, oğullarını toprağa veren annelerin gözyaşlarına, anne babasını son yolculuğuna uğurlayan çocuklara, bütün o acı dolu yüz ifadelerine baktığınızda, ‘bugün dünyanın en üzgün ve en acı dolu şehri burasıdır’ diyeceksiniz…

Kiminiz orada bulunmuş o acıya bizzat tanık olmuştur. Kiminiz ise televizyondan izlerken bile hüznün doruklarına ulaşmıştır, o an kendinize soruyorsunuzdur; ‘eğer bütün bunları ekrandan izlemek bu kadar zor ise, acaba orada bulunan, annesini, babasını, kocasını, kardeşini, evladını hatta ailesinin tamamını kaybeden insanlar ne kadar zorluk çekiyor acaba? Onları ayakta tutan güç, nasıl bir güçtür?

Törene bölgeden ve dünyadan birçok siyasetçi katıldı. Konuşmaları son derece güzel, umut verici, adalet, beraberlik ve barış içerikli konuşmalardı. Ve herkes ortak mesaj verdi: bu soykırımı unutmayacağız, unutturmayacağız… Rahmetli Aliya İzetbegoviç de: “Bize yapılan soykırımı unutursak bunu bir daha yaşamaya mecburuz” demişti. Bu yüzden eğer böyle bir vahşetin tekrar yaşanmasını istemiyorsak, geçmişimizi unutmayacağız… Unutmamalıyız…

Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da Srebrenitsa’daydı ve şunları söyledi: “Biz tarihten gelen büyük bir dostluğun kardeşliğin içindeyiz. Bu topraklarda birlikte yaşadık. Buradan gelenler Anadolu’da, Anadolu’dan gelenler burada yerleşti. Her yerde kültür ve tarih varlıklarımız aynı medeniyetin çocukları olduğumuzu gösteriyor. Dolayısıyla, buradaki Boşnak kardeşlerimizin Türkiye’den büyük bir güvence ve destek aldıklarına şüphe yok. Biz bu halkı çok seviyoruz.” Arınç, bir daha soykırımlar yaşanmaması için Srebrenitza'yı unutturmayacaklarını da söyledi.

Evet, geçmişimiz çok önemlidir, özellikle bu soykırımda yakınlarını kaybeden insanlar geçmişi asla unutamazlar. Ve hepimizin görevi de, bu trajediyi unutmamak, unutturmamaktır. Ama… Geçmiş bir şekilde arkada kaldı… Soykırımda ölen insanlarımızı geri getiremeyiz… ve geçmiş ile ilgili artık yapabileceğimiz hiçbir şey yok… Şu anda yapabildiğimiz ve yapmamız gereken, yaşanan olayları bir daha hiç kimsenin yaşamaması için doğru adımları atmaktır. Hepimiz şahidiz, Srebrenitsa’da her sene barıştan, adaletten, birlik ve beraberlikten bahsediliyor… Evet, bu güzel ve yapılan doğrudur. Ama maalesef öyle bir şey yok…

Bunu neden söylüyorum… 11 Temmuz, Srebrenitsa’da şehitler toprağa verilirken, aynı gün sabahleyin Banja Luka şehrinin birçok yerinde “11 Temmuz 1995 Srebrenitsa Özgürlük Günümüz Kutlu Olsun” yazılı afişler yapıştırıldı. Bir tarafta hiçbir suçu olmayan, masum, elleri bağlı bir şekilde, arkasından vurulup öldürülen insanlar toprağa verilirken ve kemiklerini 16 sene sonra bulabilen aileleri için az da olsa o kemiklerin bulunması bile bir huzur kaynağı oluyorken, 100 kilometre ötede kimiler bunu bir bayram olarak kutluyor…Bahsi geçen ‘barış’ bu muydu?

Bosna’da yaşanan olayların baş sorumlusu olan Radovan Karadziç, 13 yıl boyunca saklanıyor, hatta bir hastanede doktor olarak çalışıyordu ve ancak 13 sene sonra yakalanabildi. Srebrenitsa başta olmak üzere, Bosna’nın birçok yerinde Müslümanların katledilmesini kumanda eden Ratko Mladiç, daha birkaç hafta öncesine kadar serbest dolaşıyordu ve 16 sene sonra yakalanabildi…Peki, bahsi geçen ‘adalet’ bu muydu?

Ratko Mladiç’in yakalanması, Sırbistan’da birçok protestoya sebep olmuştu. Herkes elinde fotoğrafını tutup, ‘Mladiç kahraman’ diye bağırıyordu. Daha kötüsü, bu fotoğraflar çocuklarının da ellerindeydi… İşte geleceğimiz bu şartlar altında çiziliyorsa ve hala bir katili kahraman olarak ilan eden insanlar olduğu sürece, bu topraklarda birlik ve beraberlik içerisinde bir yaşamdan söz etmek bile mümkün değildir.

Son olarak Slovenya’nın “Delo” gazetesinin, Srebrenitsa katliamının 16 yıldönümü ile ilgili yazısının bir kısmını size aktarmak istiyorum: “Sırp çocukları hala savaş oyunları oynuyorlar. “Mladiç”in yeni nesilleri geliyor. Tarih tekrarlanıyor ve belli ki Balkanlarda bu tarih hep böyle devam edecek. Mladiç Lahey’de şuanda parmaklıklar ardında, bu bir gerçek! Ama bir başka gerçek, Balkanlarda kötülük tohumları ekildi ve yetişiyor…”

01.06.2011.

"Kahraman" katil

2. Dünya Savaşından sonra en büyük katliam olarak bilinen Srebrenitsa katliamının baş aktörü Ratko Mladiç yakalandı. 15 senedir “başarılı bir şekilde” saklanan katilin yakalanması o savaşta ölen , bütün insanları geri getiremez, ama az da olsa savaşta yakınlarını kaybeden ailelerin o büyük acısını  hafifletir diye düşünüyorum… 10 bine yakın Müslümanın öldürülmesine sebep olan Mladiç’in yakalanması için, artık adalet yerini buldu diyebiliriz… Peki gerçekten adalet yerini bulacak mı? Yoksa “adalet yerini buldu” herhangi suçu işleyen birinin yakalanması için kullanılan bir kavram mı sadece?

Avrupa adaleti,

Mladiç Sırbistan’da yakalandı ve şu anda, Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Uluslararası Adalet Divanına sevk edilmek üzeredir. Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletlerin, yani Avrupa’nın başlıca yargı organıdır. 1992-1995 yıllar arasındaki Bosna savaşında, dünyanın gözü önünde, üstelik çağdaş değerleri olan, 300 bine yakın insanın ölmesini izleyen, aynı Avrupa’nın ve aynı Hollanda’nın barış güçleri Srebrenitzayı “güvenli bölge” ilan edip ve sonra bütün yapılan vahşete göz yuman,  işte o Avrupa’nın Adalet Divanına Mladiç sevk  edilecek  ve orada “adalet yerini bulacak”. Açlıktan ağlayan 2 aylık bebeği, annesinin ellerinden alıp  ve küçücük yavrusunu gözünün önünde öldüren Sırp askerine izin veren o Avrupa nasıl adaletli olacak, çok merak ediyorum…

Srebrenitza'da soykırım yapılmadı,

BM Genel Kurulu, 9 Aralık 1948 yılında oybirliğiyle soykırımın önlenmesi ve cezalandırması hakkında karar almıştır. Bu kararla soykırımın, savaş zamanında olsa da olmazsa da, uluslararası bir suç olduğunu, ve kararı alan bütün devletler, soykırımı önlemek ve cezalandırmak için taahhüt etmiştir. Ratko Mladiç davasının baş yargıcı olarak Alman Christoph Flugge seçildi. Flugge, Radovan Karadziç davasında da yer almıştı  ve o zaman “Srebrenitza’da yapılan suç için, soykırım kelimenin kullanılması gereksizdir” ifadesini kullandı… İşte bu yargıç o Avrupa’nın mahkemesinde adaletin başında olacak…

Mladiç kahraman, Tadiç hain…

Sırbistan’da katilin yakalanması vatandaşları ikiye böldü. Web sitelerde yapılan yorumlara göre, bazıları Ratko Mladiç’in yakalanması Sırbistan için çok önemli bir olay olduğunu ve böylece Avrupa Birliği yolunda artık hiçbir engelin olmadığını savunanlardır, diğerler ise Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadiçi vatan haini olarak nitelendirenlerdir. Mladiç’in yakalandığı aynı gün içinde, Belgrad caddelerinde çoğu genç  olan Sırp vatandaşlar ellerinde “Mladiç kahraman, az daha dayan” ve “Boris Tadiç vatan haini” pankartlarla protesto yaptılar. Dün de aynı şekilde, binlerce insan sokağa döküldü, “Ratko Mladiç kahramanımız”, “Boris Tadiç Sırbistandan değil” pankartlar ile mesaj verdi. Burada belki en çok dikkat çeken bu grubun içinde bir çok 15 yaş altında çocuğun bulunmasıdır.

Sadece bunu soruyorum, Srebrenitza’da bir hafta içerisinde 10 bine yakın, içinde çoğunlukla yaşlı, kadın ve çocuk bulunan masum Bosnalı Müslümanı öldüren katil hangi akla, hangi mantığa göre kahraman olabilir?

“Adalet yerini buldu” ne kadar sıradan bir ifade olmuşsa da, adalet mutlaka sonunda yer bulacaktır, biz buna inanıyoruz ve sonuna kadar da inanmaya devam edeceğiz…

Son olarak, rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in sözlerini eklemek istiyorum:

-''Bize yapılan soykırımı unutursak bunu bir daha yaşamaya mecburuz, size asla intikam peşinden koşun demiyorum, ama yapılanları da asla unutmayın''

-''Bizler insan olmaya ve insan kalmaya çalıştık ve başarılı olduk. Ancak bunu onlardan (Sırplardan) dolayı yapmadığımızın altını çizmeliyim. Kendimizden dolayı insan kalmaya çalıştık, onlardan dolayı değil. Onlara hiçbir şey borçlu değiliz. İnsan olmak ve insan kalmak, Allah'a ve kendimize karşı sorumluluğumuzdur. Onlara karşı değil."

-''Hiçkimse intikam peşinde koşmamalı, sadece adaleti aramalıdır. Çünkü intikam sonu olmayan kötülüklerin de kapısını açar. Geçmişi unutmayın ama onunla da yaşamayın.''

-''Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak lazım. Hukuk benim için sadece meslek değil inancım, yaşam tercihim ve hayat felsefem. Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız.''

19.05.2011.

Vasković jučer, Vasković danas

Provodeći slobodno vrijeme uz danas dvije, nama studentima vrlo važne stvari, kahvu i "knjigu lica", odnosno Facebook, slucajno sam upao u grupu pod nazivom "Slobodan Vasković-najhrabriji novinar". Zid ne baš tako slabo posjećene grupe koja broji 490 članova, obasut je porukama simpatizera magazina 60 minuta i njegovog novinara Slobodana Vaskovića.

Poruke su, donekle, sadržaja velike hvale i podrške novinaru Vaskoviću koji se dosadašnjim hrabrim i "poštenim" radom trudio da objelodani mnogobrojne kamuflaže u oba entiteta! Samim tim sto je u svojim reportažama znao da "napraši" i Federaciju i Republiku Srpsku, očigledno je rezultiralo u njegovu korist, i tako je stekao velike simpatije kako kod bosanskohercegovačkog gledišta tako i šire. Mozda ima koristi da se spomene i to da hrabri reporter ima zanimljivu novinarsku karijeru. Naime, Vasković je u toku agresije na Bosnu bio reporter SRNE, nakon rata urednik banjalučkog magazina Patriot, a danas kao sto je svima i poznato novinar magazina '60 Minuta' Federalne Televizije.

Vratimo se na grupu. Da bih vam što bolje prikazao svo zadovoljstvo koje gaje ljubitelji grupe "Slobodan Vasković-najhrabriji novinar", prema samom Slobodanu prenijet ću neke od poruka nekoliko članova, da biste se i sami uvjerili.

"Slobodane dragi, ne znam sta bih ti rekao. Gledajuci tvoje i priloge tvojih kolega koji razotrikvaju svu tu mrezu kriminalaca na samom vrhu sistema i drzave BiH, poklonio bih se i tebi i njima." "Imas veliku podrsku od normalnih ljudi." Hrabri ,pravedni i kvalitetni covjece....prenosim rijeci neogranicenog broja ljudi.koji nemaju nacina da vam se obrate osim sto svakih sezdeset minuta sa nestrpljenjem gledaju samo zbog Vas, od Vas mnogo ocekuju i misle da ste jedini pravedan i pametan covjek na ovim prostorim... Neprijatno mi je da navedem rjeci jedne preumorne zene od ovog teskog zivota i nepravde.ali je kroz suze i bjes izgovorila...,,hoj lijepa sestro, pa on je kvalitetniji od rahmetli Tita''...Vaskovicu, znaci velika ste nada svima koji vas cuju...poznaju....i vole.....hrabro naprjed uz Vas je posteni napaceni narod...Vi nikada niste sami, ponosni smo na Vas....!!! "Jednostavno profesionalac." "svaka cast....za iskazanu hrabrost..........treba buducim narastajima ostaviti u zalog nesto zbog cega ce podignute glave moci hodati ulicama nasih gradova.......velika podrska Vaskovicu i njegovim istrazivanjima o mahinacijama korumpiranih mocnika." "Slobo je heroj", "Slobo je kralj".

To su samo neke od poruka upućene novinaru Vaskoviću putem ove grupe. Međutim, na bijelom zidu navedene grupe fakat je sve bilo blistavo bijelo, dok se nije pojavila mrlja odnosno video pod naslovom "Slobodan Vasković - Potočari (Srebrenica) 12 Juli 1995". Kao sto je većini i poznato, web portal "patriotskaliga.org" objavio je video snimak iz Srebrenice, ratne 1995 godine, gdje Slobodan Vasković, tadasnji reporter SRNE, intervjuiše izmorenog i iscrpljenog Srebreničanina Abdullaha Purkovića Dulca, postavljajući mu pitanje "Da li je istina da je Naser Orić ubijao vas muslimane, on je također musliman, kada ste se najmanje usprotivili?" pritom mu sugerirajući klimanjem glave da mora potvrdno odgovoriti na postavljeno pitanje. Osim toga od Abdullaha Purkovica Dulca koji je s razlogom u stahu i zbunjenosti, tražilo se i to da potvrdi da sprska vojska postupa sasvim realno i korektno prema narodu Srebrenice.

Pojavom ovog dokumenta na zidu, možete i sami pretpostaviti daljnji tok razvijanja u samoj grupi, tako da nema potrebe da vam ponovo navodim poruke koje pišu pretezno novi članovi, dok stari imaju vjerovano problem s konekcijom tako da nažalost nisu u stanju da navrate u omiljenu grupu. Pod rubrikom administratori piše: U ovoj grupi nema vise administratora. Jedan od clanova koji je bio i administrator grupe, sada pise ovako: "Ja ne znam ko je mene postavio za admina, niti znam kako da to skinem sa sebe...prema tome onaj ko zna nek nesto ucini po tom pitanju.Hvala!

Heroj, kralj, profesionalac, ljudina, hrabri, pošteni, kvalitetni, plementi, "da te nema,trebalo bi te izmislit" i slični atributi koje je do tada posjedovao Slobodan Vasković, nestali su!

Zaista kada pogledate tu sliku "preokreta" automatski vam se postavlja mnoštvo pitanja. No, prije nego se zapitamo ko je koliko dobar, a ko koliko loš? Da li je zaista dobar onaj za koga mi mislimo da jeste? Ili da li je loš onaj za koga mislimo da nije dobar? Kako se može desiti da heroj na trenutak postane izdajnik? Zašto neki od nas još jučer pišu "Svaka čast Slobodane, treba budućim naraštajima ostaviti u zalog nešto zbog čega će podignute glave moći hodati ulicama naših gradova." A danas isti ti pišu: "Slobodane, licemjeru nad licemjerima!"

Prije svih ovih pitanja, mislim da moramo prvo pitati sami sebe, koliko smo mi uopšte svjesni svega što nas danas okružuje, šta se oko nas dešava, gdje to živimo, i kuda nas vodi ovaj put? A puno važnije pitanje, kuda ovaj put vodi našu lijepu i svima nam dragu domovinu, Bosnu i Hercegovinu? Koliko je mi volimo? Da li mi nju uopste volimo? Ili smo možda već zaboravili kojom cijenom smo je platili? Do kada ćemo mi iskazivati ljubav prema domovini samo kada gledamo utakmice naše nogometne reprezentacije? I Koliko ćemo mi još biti prevrtljivi poput kameleona, i mjenjati se u razlicite boje? Pitam se!

1497. godine Vasco De Gama je otkrio pomorski put za Indiju, a Vasković je danas otkrio svoje pravo lice.